ESI BİTKİLERİ





|
ECHINACEA ( Koni Çiçeği)
Echinacea tipleri:
Echinacea Purpurea, Echinacea Pallida, Echinacea Angustifolia
Genel bilgiler:
Koni Çiçeği olarak adlandırılan Echinacea 60-180 cm.'e kadar boylanabilen, mayıs
ayının ikinci yarısından itibaren çiçeklenmeye başlayan, çok yıllık, otsu bir bitkidir.
Kuru toprak ve ovalar ile seyrek ormanlık arazilerde doğal olarak yetişir. Organik
maddelerce zengin, kumlu topraklarda iyi gelişir. Yetiştirildiği ortamda fazla rutubet
istemez. Echinacea ilk olarak Kuzey Amerika yerli halkı tarafından iyileştirici
özellikleri nedeniyle kullanılmıştır. Onlar bitkinin kökünü ve yapraklarını her
tür yaranın tedavisinde, enfeksiyon ve iltihaplanmalarda, zehirli böcek ve yılan
sokmasına, boğaz ve diş ağrısına, kabakulak, çiçek hastalığı ve kızamığa karşı kullanıyorlardı.
Bitki Amerika' ya yerleşen ilk göçmenler tarafından da enfeksiyonlara karşı sık
olarak kullanılmıştır. Echinacea türleri orta veya doğu Amerika'da doğal olarak
bulunur , Avrupa'da ise kültür bitkisi olarak yetiştirilir. Echinacea bitkisinin
tüm kısımları drog olarak kullanılabilir. Tedavide Echinacea cinsine ait 3 tür (Echinacea
angustifolia, Echinacea pallida, Echinacea purpurea) kullanılmaktadır. Kızılderililerin
bitkisi olarak tanınan Echinacea ile ilgili araştırmalar, bitkinin bağışıklık sistemini
kuvvetlendirici etkisi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bağışıklık sistemi üzerinde etkili
olan maddelerin, bitkinin bileşiminde bulunan polisakkaritler olduğu tespit edilmiştir.
Echinacea 'yı tedavide ilk defa Alman asıllı 'Dr. H.C.F. Meyer' kullanmıştır. Meyer,
Echinacea dan hazırladığı tentürü romatizma, migren, ağrılar, yaralar, zehirli yılan
sokması, hemoroit gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanmıştır. Bitkiyle ilgili
ilk bilimsel çalışmalarsa King ve Lloyd tarafından yapılmıştır. 1940 yılından günümüze
Echinacea hakkında 500'den fazla bilimsel çalışma yayınlanmıştır. Echinacea preparatları
alan hastaların, plasebo grubuna oranla iyileşme sürelerinin çok daha kısa olduğu
gözlenmiştir.
Kimyasal Bileşimi:
Bitkileri ; Polisakkarit, uçucu yağ, flavanoid, alkilamidler, polienler, kafeik
asit türevleri(echinacoside) içerir. Kökleri; Polisakkaritler, glikoproteinler,
uçucu yağ, kafeik asit türevleri (kikorik asit), alkilamidler, polienler, pirolizidin
alkoloitleri , flavonoidler içerir.
Etkileri ve Farmakolojisi:
Bağışıklık düzenleyici aktivite 1950'den beri yapılan araştırmalarda, bitkide bakteri,
ve virüslere karşı oldukça etkili olan maddeler bulundu. Bitki bu maddelere ek olarak
bakır ve demir mineralleri ile tanenler, protein, yağ asitleri ve A, C, E vitaminleri
de içermektedir. Ayrıca bitkinin, etken maddelerinin birlikte oluşturdukları etki
sayesinde vücudun savunma sistemini (Bağışıklık sistemi) güçlendirerek enfeksiyon
tedavilerine yardım ettiği bulunmuştur. Bitkinin tedavi alanındaki değeri öncelikle
bu iki özelliğinden kaynaklanmakta olup; bu yüzden araştırmaların çoğu bitkinin
bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi üzerine yoğunlaşmıştır. Bağışıklık sistemini
uyaran en önemli maddeler ise; T- Lenfositlerin üretimini ve diğer doğal öldürücü
hücrelerin etkinliğini arttıran poli-sakkaritler' dir. Ayrıca, polisakkaritler'
in doku yenilenmesini hızlandırdığı ve iltihaplanmaları azalttığı da bilinmektedir.
İnsanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar; Echinacea' nın akyuvarların (Beyaz
kan hücreleri - Lökosit) sayısını yükselttiği, onların enfeksiyon bölgesine hareketlerini
hızlandırdığı ve böylece bakteri, virüs ve diğer yabancı mikroorganizmaların yok
edilmesine yardımcı olduğunu göstermiştir. Aslında bu bitkiye en duyarlı hücreler;
akyuvarlar, T-Lenfositler (Hücresel Antikor), doğal öldürücü hücreler (Naturel killer
cells) ve makrofajlar' dır. Makrofajlar; vücudun atık toplayıcıları olup, vücuda
giren mikroorganizmaların dokulara yayılmasını önler ve lenf sistemini korur. Doğal
öldürücü hücreler ise bu adı kanserli veya virüs enfeksiyonlu hücreleri yok ettiği
için almıştır. Kronik yorgunluk sendromunda bu hücrelerin aktivitesi düşüktür. Bu
nedenle Echinacea, kronik yorgunluk sendromunda da fayda sağlamaktadır. Antiviral
aktivite
E. purpurea'nın, influenza, herpes ve veziküler stomatitis virüslerine
karşı kısa süreli viral direnci arttırdığı gösterilmiştir.
E. Angustifolia ve E. Purpurea kökünün ihtiva ettiği maddeler ile
bakteriyostatik ve fungustatik etki göstermektedir.
E. purpurea ekstreleri, lenfositlerde lenfokin üretimi yoluyla
hücresel bağışıklığı arttırır. Echinacea en yaygın iki viral hastalık olan soğuk
algınlığı ve gribin önlenmesinde de büyük bir yardımcıdır. Soğuk algınlığının ilk
belirtileri görüldüğünde veya öncesinde alınması etkisini daha da güçlendirir. Bitki,
üst solunum yolları enfeksiyonları ve sinüzit için tedaviyi destekleyici olarak
dikkate alınabilir. Echinacea, hemen hemen tüm bulaşıcı hastalıklar için de fayda
sağlayabilir. Çünkü araştırmalar Echinacae'nın sağlıklı dokular ile zararlı mikroorganizmalar
arasındaki doğal engeli yok eden bir enzimin oluşumunu önlediğini göstermiştir.
Echinacea, interferon üretimine de yardımcı olmaktadır. İnterferonlar günümüzde
özellikle kanser tedavisinde dikkatleri yeniden üzerine çeken, gliko-protein yapısında
bir madde olup; virüsle karşılaşan her türlü canlı tarafından hazırlanabilirler.
İnterferonların en önemli etkileri, virüslerin çoğalmasını önleyebilmeleridir. Bu
nedenle virüslerin yol açtığı grip, uçuk (herpes), deri ve ağızda kızarma, bademcik
iltihabı ve genel olarak viral hastalıkların süresini kısaltma bakımından da interferonlar
büyük bir öneme sahiptir. Bu nedenle Echinacea, burun akıntısı ve boğaz ağrısı gibi
semptomların şiddetini ve bunlara neden olan rahatsızlığın süresini de kısaltabilir.
E. purpurea dahilen, soğuk algınlığı, alt üriner sistem ve solunum
yollarının kronik enfeksiyonlarında destekleyici tedavi olarak kullanılır. Ayrıca,
topikal olarak iyileşmeyen yaralarda da kullanılabilir.
Diğer Kullanımları:
E. purpurea kökü, akut ve kronik solunum yolları enfeksiyonlarında (bakteriyel ve
viral orijinli) , direncin düşmesine bağlı olarak artan enfeksiyon duyarlılığında,
radyoterapi ve sitostatik tedaviyi takiben lökopenide, kemoterapide enfeksiyona
karşı destekleyici tedavide kullanılır.
Özel Uyarı Gereken Durum Organ naklinin ardından immünosupresif
ilaç alan hastalar Echinacea'yi dikkatle kullanmalıdırlar. Bu hastalarda sadece
kısa süreli Echinacea kullanımı önerilir.
GİNKGO BİLOBA (Japon Eriği)
Genel bilgiler:
Ginkgo biloba,Ginkgoiae sınıfının dünyada yetişen tek üyesidir.Japon eriği adıyla
bilinir. Tümüyle doğal ortamda yetiştiği yani yabani olduğu konusunda bazı şüpheler
vardır. Özellikle Çin'de yerleşim yerlerine uzak bölgelerde yetiştiği bilinir. Ginkgo
biloba 30m boyunda yapraklarını döken bir ağaçtır. Yapraklarının derimsi yelpaze
şeklinde oluşu nedeniyle kolayca tanınır. Eski jeolojik devirlerde yaşamış ve günümüze
kadar yaşamını sürdürebilmiş bitkiler yaşayan fosil olarak adlandırılmaktadırlar.
Bu deyim ilk olarak 150 yıl önce Darwin tarafından kullanılmıştır. 200 milyon yıllık
bir geçmişe sahip olan Ginkgo biloba yaşayan fosil olarak bilinir. 135-210 milyon
yıl öncesi dönemlere ait çökeltilerde Ginkgo biloba yaprak ve fosillerine rastlanmıştır
ve bu yaprak fosili ile günümüzde yaşayan Ginkgo biloba yaprakları arasında çok
az farklılık gözlenmiştir. Japonya ve Çinde kutsal kabul edilir ve tapınakların
çevresinde yetiştirilir. Avrupa'ya 1700'lü yıllarda süs amaçlı yetiştirilmek için
getirilmiştir. Türkiye'de yaklaşık 200 yıldan beri İstanbul,Ankara ve İzmir gibi
bazı şehirlerimizde süs amacıyla yetiştirilmektedir. Günümüzde hem doğu hemde batı
ülkelerinde yaygın olarak kültürü yapılmaktadır. Uzmanlara göre Ginkgo biloba yaşlanmaya
sebep olan vücuttaki zararlı serbest oksijen radikallerini nötralize edebilmesi
nedeniyle güçlü bir antioksidandır. İkinci dünya savaşında Japonya'nın bombalanmasını
takiben yaşamaya başlayan ilk canlı olması bunun kanıtı olarak sunulmaktadır.
Kimyasal Bileşimi: Flavonoitler, biflavonoitler,diterpenler
(ginkgolide A,B,C), seskiterpen (bilabolidler),triterpen (steroller),organik asitler
Etkileri ve Farmakolojisi: Ginkgo biloba beyin fonksiyonlarını
koruyucu ve arttırıcı özelliğe sahiptir. Kanın dolaşımını ve dolaşım hacmini artırma
özellikleri, hem damarları gevşetme hemde kan viskozitesini düşürebilme yetenegine
bağlıdır Ginkgo bilobanın ana endikasyonu yaşlılarda yaygın olarak görülen serebral
yetersizliğin tedavisidir. Serebral yetersizliklerin tipik semptomları arasında
konsantrasyon ve hafıza ile ilgili güçlükler, hafıza kaybı, konfüzyon,enerji
yoksunluğu, yorgunluk, azalmış fiziksel performans,depresyon ve anksiyete yer almaktadır.
Bu semptomlar bozulmuş serebral sirkülasyon ve bazende demansın erken dönem belirtileri
ile beraber seyredebilir. Birçok deneysel ve klinik çalışma ginkgo bilobanın periferal
kan akımı düzensizliklerindeki etkisini desteklemektedir. Baş dönmesi, işitme bozuklukları
ve kulak çınlaması pek çok nedenden dolayı ortaya çıkabilirse de özellikle beyin
ve iç kulak kanlanmasındaki yetersizlik en önemli nedenlerdir. Ayrıca vertigo ginkgo
bilobanın kullanıldığı durumlardan biridir. Ginkgo biloba periferik arterial tıkanmaya
bağlı hastalıkların kontrolünde kullanılmaktadır. Baş dönmesi ve kulak çınlamasını
azaltır, unutkanlığı azaltır, konsantrasyonu arttırır, kol ve bacaklardaki hassasiyet,
karıncalanma,uyuşma ve soğukluk hislerini azaltır, ruhsal uyum bozukluklarını düzeltir,
doğal antioksidandır, hafızayı kuvvetlendirir. Ginkgo biloba arterial tıkanmaya
bağlı hastalıklar sonucunda oluşan konsantrasyon ve hafıza bozukluklarında kullanılmaktadır.
Özel Uyarı Gereken Durum
Beyin kanaması riski taşıyan hastaların Ginkgo biloba kullanmaktan kaçınmaları gerekmektedir.
Antikoagülanlarla kullanılması önerilmez. Kanama zamanını uzatabilir.
KETEN TOHUMU YAĞI (LINSEED OİL)
Latince ismi : Linum usitatissimum
Keten tohumu yağı;Lini oleum
Genel bilgiler : Keten; 30-100 cm
yükseklikte, mavi çiçekli ve bir yıllık bir kültür bitkisidir. Latince ismi “Çok
faydalı bitki" anlamına gelmektedir. Keten, Mısırlılar’ dan beri tarımı yapılan
ve çok değişik amaçlarla kullanılan bir bitkidir. Tohumları; 4-6 mm uzunlukta, yumurta
biçiminde, yassı, parlak, kırmızımtırak esmer renkli, kokusuz ve yağlı lezzetlidir.
Omega-3 serisinin en önemli temel yağ asitleri alfa-linolenik asitten (ALA) türetilir.
Bu da en bol olarak keten tohumu yağında bulunur.
İçerik :Keten tohumu; Alfa Linolenik Asit (ALA: Omega-3), Linoleik Asit (LA: Omega-6)
ve Oleik Asit (OA: Omega-9), lignan (SDG), müsilaj ve A vitamini (Beta-karoten)
içermektedir.
Etkileri: Keten tohumunun içerdiği yağ asitleri (omega 3-6-9); vücut sıcaklığının
korunması, sinir kılıflarının yapılması, dokuların korunması ve enerji üretimi için
hayati önem taşımaktadırlar. Yağ asitleri; kan damarlarının genişlemesi, kolesterol
metabolizması ve diğer kritik bio-kimyasal fonksiyonlar dahil çeşitli vücut prosesleri
için gerekli olan prostaglandinlerin üretimi için de çok önemlidir. Prostaglandinler
hormon benzeri maddeler olup; bağışıklık sistemi, üreme, kalp-damar ve sinir sistemi
gibi sistemlerin fonksiyonlarının düzenlenmesine yardım ederler. Çeşitli bilimsel
araştırmalar göstermiştir ki; omega-3 yağ kaynaklarının tüketimi koroner kalp hastalıklardan
ölüm riskini büyük ölçüde azaltmaktadır . Keten tohumu omega-3 serisi temel yağ
asitlerinden ALA’ nın (Alpha Linolenic Acid) en önemli kaynaklarındandır. ALA; EPA
ve 3.seri prostaglandin’ lerin (PGE3-Hücresel etkinliği düzenleyen hormonlar) prekürsörüdür
Bir çok çalışma göstermiştir ki; yağ asitleri kötü kolesterolü (LDL) ve kandaki
trigliseridleri düşürmeye yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda kalp krizine veya tromboz’
a (damarda veya kalpte kanın pıhtılaşması) neden olabilen damarlardaki pıhtılaşmayı
önlemeye de yardım etmektedir Keten tohumu yağı; menopoz ile ilgili bazı semptomlara
(sıcak basması, vajinal kurumadan dolayı oluşan mantar enfeksiyonları) ve PMS’ e
(Menstural kramplar veya adet öncesi sendromlar) iyi gelmektedir. Keten tohumu yağı;
kalp hastalıklarına karşı koruyucu, yüksek kolesterol, trigliserid ve tansiyonu
düşürücü etkiye sahiptir. Protein homosistein’ lerin kandaki seviyesini düşürür.
Doğal antioksidandır. Keten tohumu yağı, kronik kabızlığa karşı da kullanılır. Çok
etkili müshil ilaçlarının sürekli kullanımda bağırsak mukozasını tahriş ettiği ve
organizma için gerekli olan minerallerin (özellikle potasyum) azalmasına yol açtığı
biliniyor artık. Halbuki keten tohumu kullanımında bu tür yan etkiler söz konusu
değildir. Çünkü keten tohumunun müshil etkisi mekaniktir.
ÇUHA ÇİÇEĞİ YAĞI (EVENİNG PRIMROSE OİL)
Latince ismi: Oenethera biennis
Genel Bilgiler : Çuha Çiçeği (Oenethera
biennis) çeşitli alt türleri olan önemli bir bitkidir. Kuzey Amerika ve Avrupa'da
yetişir. Bitki ve kökü eskiden beri tedavi amaçlı kullanılmıştır. Bununla beraber
tohumundan elde edilen ve Gamma-Linolenik Asit (GLA) içeren yağının kullanımı yenidir.
GLA önemli yağ asitlerinden biridir. GLA sağlık için gereklidir çünkü vücuttaki
bütün organları kontrol eden ve hormonlara benzer etki gösteren bileşiklerin (Prostoglandin-PGS)
üretiminde kullanılır. Bu bileşikler özellikle kalp, dolaşım, deri ve savunma sisteminde
etkilidir.
İçerik : Çuha çiçeği yağı, tohumlarının preslenmesi sonucu elde edilmiş tamamen
doğal bir üründür. % 9 oranında Gamma -Linolenik Asit (GLA), % 0,72 oranında omega-6
(Cis-Linoleik Asit), % 8 oranında omega-9 (Cis-Oleik Asit), potasyum ve magnezyum
içerir.
Etkileri : GLA önemli yağ asitlerinden biridir. GLA sağlık için gereklidir çünkü
vücuttaki bütün organları kontrol eden ve hormonlara benzer etki gösteren bileşiklerin
(Prostoglandin-PGS) üretiminde kullanılır. Bu bileşikler özellikle kalp, dolaşım,
deri ve savunma sisteminde etkilidir. Ek olarak, GLA hücre zarının önemli bir bileşenidir.
Çuha Çiçeği Yağı 'nın Faydaları
Premenstrual semptomların azaltılması
Menopoz semptomlarını azaltıcı etkisi vardır.
Egzema ve sedef hastalarının tedavisine yardımcı olabilir.
Anti-oksidan etkilidir.
Kandaki kolesterol ve lipidi düşürücü etkisi vardır.
Yaşlılık etkilerinin geciktirilmesine faydalıdır. (Anti-aging etki)
Prostaglandin sentezine etki ederek anti enflamatuar etki gösterir.
Kireçlenme sonucu meydana gelen bel, sırt, diz, omuz ve boyun ağrılarına karşı faydalı
olabilir.
ZEYTIN YAĞI (OLIVE OIL)
Latince ismi: (Olea
europaea)
Genel bilgiler :Zeytin boylu bir çalı veya 10 metreye kadar boylanabilen, sık dallı,
yayvan tepeli, herdem yeşil yapraklı bir ağaçtır. Meyvelerinden elde edilen yağın
içeriğinde esansiyel yani vücut tarafından üretilmeyen yağ asitleri mevcuttur.
İçerik : Zeytin meyvesi ortalama %13
ile %30 arasında yağ içerir.
Zeytinyağının kimyasal bileşimi:
Trigliseritler % 99.8, Doymuş yağ asitleri % 14, Palmitik asit % 7.5-20, Stearik
asit % 0.5-5.0, Tekli doymamış yağ asitleri % 72, Oleik asit % 55-83, Palmitoleik
asit % 0.3-3.5, Çoklu doymamış yağ asitleri % 12, Linoleik asit % 3.5-21, Linolenik
asit % 0.0-1.5, Trigliserit olmayan ögeler % 0.2, Tokoferoller (Vitamin E) 150 mg/kg,
Polifenoller 300 mg/kg, Kolesterol 0
Etkileri : Akdeniz ülkelerinde temel besin kaynaklarından en önemlisi zeytinyağı
olduğu için özellikle doymuş yağ ve diğer sıvı yağlar ile beslenen A.B.D. ve kuzey
Avrupa ülkelerine oranla daha az kalp-damar rahatsızlıkları saptanmıştır.
Diğer bitkisel yağlarla karşılaştırmalı olarak diyetle alınan yağların atheroskleroz
(damar sertliği) ve serum kolesterol, LDL, HDL seviyeleri ile ilişkileri konusunda
yapılan bir çalışmada; gerek çoklu doymamış, gerekse tekli doymamış yağ asitleri
içeren bütün sıvı bitkisel yağların kandaki trigliserit (1 molekül gliserol + 3
molekül yağ asidinden oluşmuştur), toplam kolesterol ve LDL seviyelerini düşürme
özelliklerinin aynı düzeyde oldukları tespit edilmiştir. Oysa zeytinyağı gibi tekli
doymamış yağ asidi (oleik) içeriği fazla olan yağlar, ayçiçek ve mısırözü yağı gibi
çoklu doymamış yağ asidi içeriği yüksek olan yağların aksine, kolesterol metabolizmasında
önemli rol alan HDL seviyesini düşürmediği belirlenmiştir.
Zeytinyağında antioksidan özelliğe sahip tokoferoller bulunmaktadır. Bunun % 90’ını
biyolojik açıdan en aktif formdaki alfa-tokoferol (vitamin E) oluşturmakta ve miktarı
150-170 mg/kg düzeyindedir. Zeytinyağının yağ asidi bileşiminde, büyük ölçüde tekli
doymamış yağ asidi olan, oleik asit bulunmakla birlikte bir çok antioksidanı da
içermektedir.
Zeytin Yağı 'nın Faydaları:
LDL kolesterol seviyesini düşürür.
HDL kolesterol seviyesini artırır.
Antioksidandır.
YALANCI İĞDE YAĞI (SEA BUCKTHORN OİL)
Latince ismi: Hippophae rhamnoides
(Yalancı iğde)
İçerik : Çıçırgan, 10 m. yüksekliğinde,
dikenli bir ağaçtır. Dağlık bölgelerde, göl ve akarsuların kıyılarında, kumlu ve
taşlı bölgelerde yetişir. Hammadde olarak pişmiş meyveleri toplanır. Şırası sıkılıp
alındıktan sonra, kalan kısmı, kurutulur ve sonra bitki yağında bekletilir.Bu işlem
birkaç aşamadan geçirilir ve sonuçta yalancı iğde yağı elde edilir. İçeriğinde 100
g da 100-300 mg. C vitamini, 200 mg E vitamini, beta-karoten,likopen,protein (globulins,
albumin), linoleik ve linolenik asitler gibi yağ asitleri vardır. Yemişinde %8,
çekirdeğinde %12 oranına yakın yalancı iğde yağı bulunur. Yağında karotenoitler,
sterinler bulunur.
Yalancı İğde Yağı'nın Faydaları:
Antioksidan
Antienflamatuar
Antimikrobiyal
Ağrı kesici
PİRİNÇ YAĞI (RİCE BRAN OİL)
Latince ismi : Oryza sativa
Genel Bilgiler : Pirinç özellikle Asya olmak üzere dünyanın birçok yerinde yetişir.
Pirinçten elde edilen ,pirinç yağı özellikle Japonya ,Çin, Hindistan , Kore olmak
üzere bir çok ülke mutfağında yaygın olarak kullanılmaktadır. Pirinç yağı ; tacoferol
, tacotienol ve gamma oryzanol gibi antioksidan özellikli maddeleri yüksek miktarda
içerir.Yapılan çalışmalar ,beslenmede RBO kullanımının LDL kolestrolü ve trigliseridleri
belirgin ölçüde azalttığını , HDL kolestrolü artırdığını , damar tıkanıklığını önleyerek
kalbi koruduğunu göstermiştir. Japonya , Hindistan ve Amerikada yapılan çalışmalar
bu sonuçları onaylamış ve RBO “Sağlık Yağı” olarak adlandırılmıştır.
Kimyasal Bileşimi: Yağ asidi olarak;
palmitik ,stearik ,oleik , linoleik, linolenik , araşidik , behenik asit içerir.
Etkileri : Topikal olarak , güneş
kremlerinde ve saç kremlerinde ultraviyole işınların geçişini engellediği için kullanılır,
kolestrol düşürücü , antioxidan, menapoz semptomlarının giderilmesinde (sıcak basması)
kullanılır.
YAĞLAR VE KOLESTROL
Yağlar doymuş ve doymamış olmak üzere ikiye ayrılır. Doymuş yağ asitleri kandaki
kolesterolü artırırken, doymamış yağ asitleri ise azaltıcı etkide bulunmaktadır.
Bir steroid olan kolesterol, karaciğer tarafından sentezlendiği halde yiyeceklerle
de alınır ve kanda belli bir düzeyde olması gerekir. Kolesterolün kandaki taşıyıcısı
olan lipoproteinin yüksek (high density lypoprotein = HDL) veya düşük (low density
lypoprotein = LDL) yoğunlukta olması, insan sağlığı bakımından önemlidir. Kan kolesterolündeki
yükseliş ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki araştırıldığında; kalp-damar
rahatsızlıkları olanlarda çoğunlukla kandaki LDL ile taşınan kolesterolün yüksek
olduğu gözlenmiştir. Oysa HDL’nin kanda yükselmesi durumunda kolesterol karaciğere
taşınarak safra ve benzer ürünlere indirgenmekte ve böylece damar sertliği olasılığı
azalmaktadır. Sonuç olarak sağlık açısından LDL düşük, HDL ise mümkün olduğunca
yüksek olmalıdır.
TEMEL YAĞ ASİTLERİ
Yağ; hidrojen, karbon ve oksijen moleküllerinden oluşan organik bir bileşiktir.
Bu moleküllerin farklı kombinasyonlarından birçok çeşit yağ oluşmaktadır. Bütün
yağlar trigliserit denilen maddelerden oluşmuştur. Her trigliserit, 3 yağ asidi
ile 1 birim gliserol’ den meydana gelmiştir. Yağlar arasındaki farklılıklar her
birinin içindeki yağ asitlerinin değişik oluşundan doğar. Doğada düzinelerce yağ
asidi vardır. Bunların tümü iki ana gruba ayrılabilirler: Doymuş yağ asitleri ve
doymamış yağ asitleri. Doymuş yağ asitleri domuz yağı, et ve kakao yağı gibi katı
yağlarda bulunur. Doymamış yağ asitleri ise sıvıdır yada oda sıcaklığında yumuşaktır
ve bitkisel veya balık yağlarında bulunur. Linoleik ve Linolenik asitlere “Temel
Yağ Asitleri” denir, çünkü sağlık bakımından bunlar hayati önem taşır. Ancak beden
bu asitleri kendisi yapamaz. Bu yüzden beslenme yoluyla dışardan alınmaları gerekir.
Doymamış yağ asitleri kimyasal yapılarından ötürü bu adı almışlardır. Doymamış yağ
asitlerinin tümü temel yağ asitleri değilse de, temel yağ asitlerinin tümü doymamış
yağ asitleridir. Vücudun gereksinim duyduğu 20 farklı yağ asidi vardır. Fakat bunların
hepsi 2 farklı yağ asidinden vücudumuzda yapılırlar. Bunlar; Linoleik (Omega-6 grubu
yağ asitlerinin öncüsü) ve Linolenik (Omega-3 grubu yağ asitlerinin öncüsü) asitlerdir.
Bu iki yağ asidi temel yağ asitleridir. Bunları yenilen besinlerden alınmalıdır,
çünkü vücut bu iki yağ asidini kendisi üretemez. Kısaca bu iki temel yağ asidi diğer
yağ asitlerinin ham maddesi veya yapı taşlarıdır. Temel yağ asitleri; hücre zarlarının,
birçok önemli hormonun ve vücudun ne yaptığını söyleyen kimyasal habercilerin yapılması
için gereklidir. Linoleik yağ asitleri ailesine Omega-6, Linolenik yağ asitleri
ailesine de Omega-3 grubu yağ asitleri denmektedir. Sözkonusu isimler moleküllerin
birbirleriyle diziliş şeklinden kaynaklanmaktadır. Sağlıklı bir beslenme için omega-6
yağ asitleri , omega-3 grubu yağ asitlerinden kabaca 2 ile 4 kat daha fazla alınmalıdır.
Omega-3 ve Omega-6 temel yağ asitleri vücudumuzda prostaglandin’ lerin yapılması
için özellikle önemlidir. Prostaglandinler hormon benzeri maddeler olup; vücuttaki
birçok faaliyeti düzenlemekten sorumludurlar. Bunlar arasında iltihaplanma, ağrı,
şişkinlik, tansiyon, kalp, böbrekler, sindirim sistemi ve vücut sıcaklığı sayılabilir.
Onlar ayrıca allerjik reaksiyonlar, kan pıhtılaşması ve diğer hormonların yapılması
için de önemlidirler. Bugüne kadar 50’ yi aşkın, etkinlik derecesi değişik prostaglandin
bulunmuştur. Prostaglandinleri vücut, temel yağ asitlerinden yapmaktadır. Yağ asitleri
aynı zamanda doğal kan incelticilerdir de. Kalp krizine yol açabilen kan pıhtılaşmasını
önleyebilirler. Temel yağ asitleri artrit (mafsal-eklem iltihabı) ve otoimmün hastalıklarının
(MS ve Lupus gibi) semptomlarını hafifleten doğal iltihap giderici bileşikler de
içermektedirler. Temel yağ asitlerinden fakir bir beslenme rejimi; kepek, egzema,
çatlak tırnaklar, mat ve kırılgan saçlar gibi deri problemlemlerine de neden olabilmektedir.
Temel yağ asitleri bağırsak sistemi boyunca uzanan hücrelerin yapısını da etkilemektedir.
İnce bağırsak boyunca besinlerin emilmesine yardım eden villi’ de (villus) olduğu
gibi. Onlar ince bağırsağın içini kaplayan sindirici-emici hücrelerin kalınlığını
ve yüzey alanını arttırırlar. Bu da daha etkin bir sindirim, besinlerin daha iyi
emilimi, allerjenlerin (allerji yapan maddeler) daha az emilimi ve daha iyi bir
sağlık demektir. Daha da önemlisi temel yağ asitlerinin içerdiği bileşiklerin hayvanlarda
kanser hücrelerini bloke edebildiği, insanlarda ise omega-3 grubu yağ asitlerinin
göğüs kanseri hücrelerinin büyümesini engelleyebildiği bir çok araştırmada ortaya
konmuştur.
Temel Yağ Asidi Eksikliğinin Belirtileri:
Saç dökülmesi ve kepek
Egzemayı andırır deri değişiklikleri
Kuru cilt
Çabuk iyileşmeyen yaralar
Tüm bedendeki zar dokusunun su geçirir duruma gelmesi (Görünürde bir neden olmaksızın
terleme)
Aşırı susuzluk (Deri yoluyla çok su kaybı olduğundan idrar genellikle yoğundur.)
Üretkenliğin azalması (Özellikle erkeklerde)
Böbreklerde genişleme, idrarda kan, böbreklerin çalışmaması
Karaciğerde yağ dejenerasyonu
Tükrük, gözyaşı ve pankreas bezlerinde kuruma
Deride pigmantasyon azalması
Kolesterol naklinde azalma
Kılcal damarların daha kırılgan duruma gelmesi
Büyümede azalma
Kas tönüsünde eksilme
Ussal (zihinsel) bozukluklar
Görmede zayıflama
Kalp anormallikleri
İshal
Bronşiyal bozukluklar
Frinoderma (Kolların üst kesiminde, kalçalarda, butta tüyleri diken diken olmuş
gibi kabarcıklar)
OMEGA-3
Omega-3 çoklu-doymamış yağ asitleri grubundan bir temel yağ asitidir. Omega-3 hayvansal
olarak balık (ringa,uskumru, sardalye, alabalık ve somon) ve az miktarda yumurtada,
bitkisel olarak da keten tohumu yağı, kanola yağı, soya fasulyesi yağı, ceviz, balkabağı
çekirdeği, kenevir tohumu yağı ve semizotunda, omega-3 ün kısa zincirli tipi olarak
bilinen ALA şeklinde bulunur. Omega-3 ün prekursörü kısa zincirli tip olarak bilinen
ALA (Alfa-linolenic Acid) Alfa-Linolenik Asit’ tir. ALA bitkilerden gelen bir temel
yağ asitidir. Bir temel besin olarak dikkate alınır ve vücut tarafından enerji kaynağı
olarak kullanılır. ALA bir “ana” yağ asiti olarak görev yapar, çünkü vücut tarafından
balık yağında bulunan diğer iki temel yağ asidine (EPA ve DHA) dönüştürülür. İnsan
vücuduna faydalı olabilmesi için bu kısa zincirli omega-3 yağ asitlerinin (ALA)
uzun zincirli yağ asiti tipine dönüştürülmesi (EPA: Ekosa Pentaenoik Asit ve DHA:
Dokosa Heksaenoik Asit ) gerekmektedir. Omega-3 yağ asitleri vücutta kalp hızı (nabız)
dahil, kan basıncı, bağışıklık sistemi tepkisi ve yağların yıkılması-bozulması gibi
çeşitli düzenleyici fonksiyonları yerine getirir. ALA gibi temel yağ asitleri vücutta
beyin ve sinir dokularını yapmak için de kullanılmaktadır. Araştırmalar ALA’ nın
koroner kalp hastalıklarını ve damar sertliğini veya tıkanmasını önleyebileceğini
göstermiştir. Migren tipi başağrısı ve depresyon gibi durumlar için anti-inflamatuar
(iltihap giderici) ve immünolojik etkileri üzerine de araştırmalar yapılmıştır.
Gerçekte ALA kolesterol seviyesini düşürmek, allerjik ve inflamatuar rahatsızlıkları
tedavi etmek, MS (Multiple Sclerosis) ve Lupus (SLE-Systemic Lupus Erythematosus
) gibi otoimmün hastalıkları ile mücadele etmek için kullanılmaktadır. Beyin %60
oranında yağdır ve DHA (Omega-3 grubundan bir temel yağ asidi) beyinde en bol bulunan
yağdır. DHA aynı zamanda anne sütünde de en bol bulunan yağdır. Çünkü bebekler ona
beyinlerinin beslenmesi ve göz gelişimleri için ihtiyaç duyarlar. Bu omega-3 yağ
asidi (DHA) beyin hücrelerinin birbirleriyle bağlantısı ve beyin sinyallerinin doğru
bir şekilde iletimi için de önemlidir. O aynı zamanda gözdeki retinada da yüksek
yoğunlukta bulunmaktadır. Son araştırmalar, omega-3’ lerin insan sütünde bulunduğunu,
ama hazır sütlerde olmadığını göstermektedir. Trigiliseritler kalp hastalığı riskinin
artmasından sorumlu maddelerdir. Bazı uzmanlar, trigliseritlerin kolesterolden bile
daha önemli risk göstergeleri olduklarına inanmaktadırlar. Trigliserit seviyesinin
yükselmesi, kanın pıhtılaşma olasılığını arttıracağı, kanı daha viskoz yapacağı
ve böylece kanın damarlar boyunca ilerleyişini güçleştireceği için, kalp hastalığına
bağlı ölüm riski artabilir. Omega-3 doymamış yağları, trigliseritleri %30 gibi yüksek
bir oranda düşürebilir ve böylelikle kalp krizi riskini azaltabilir.
ALA (Omega-3) Eksikliğinin Belirtileri:
Yavaş büyüme
Görme zayıflığı
Öğrenme yeteneğinde zayıflık
Motor hareketlerde düzensizlik
Kol ve bacaklarda uyuşukluk hissi
Davranış değişiklikleri
OMEGA-6
Omega-6 çoklu-doymamış yağ asitleri grubundan bir temel yağ asitidir. Linoleik Asit
(LA) omega-6 grubu yağ asitlerinin öncüsüdür. Linoleik Asit vücutta GLA (Gamma-Linolenik
Asit), DGLA (Dihomo-Gamma Linolenik Asit) ve AA’ ya (Arachidonic Acid) dönüştürülür.
vücut bu dönüşümü kendisi yapabilmektedir. Fakat bazı hastalıklar bu dönüşümü azaltabilmekte
veya engellemektedir. GLA gibi daha faydalı asit türlerine dönüşüm yaş, beslenme
ve hormonal durum gibi faktörlerle şiddetle sınırlanmaktadır. GLA’ nın kaynağı olan
Çuha Çiçeği Yağının çok faydalı olmasının nedeni de budur .
Omega-6; mısır yağı, soya fasulyesi yağı, ayçiçek yağı, aspur (yalancısafran) yağı,
ceviz, balkabağı çekirdeği ve keten tohumu yağında bulunur. Omega-6 diyabetik nöropati,
romatoid artrit, PMS (Adet öncesi sendromlar), deri hastalıkları (Sedef ve Egzema
gibi) ve kanser tedavisi için çok önemlidir. Omega-6 grubu temel yağ asitleri vücutta;
enerji üretimi, kan akışındaki oksijenin yayınımı, hemoglobin üretimi, trigliserid
ve kolesterol seviyelerinin düşürülmesi, beyin ve sinir dokularının gelişimi, hücre
zarında sıvı geçişlerinin kontrolu, insülin ve kan şekeri seviyelerinin dengelenmesinde
çok öenemli görevler yapmaktadır.
LA (Omega-6) Eksikliğinin Belirtileri:
Egzema benzeri deri kızartıları
Saç kaybı
Karaciğer dejenerasyonu
Davranış bozuklukları
Böbrek dejenerasyonu
Susuzlukla beraber aşırı terleme
Bezelerde kuruma
Enfeksiyonlara karşı hassasiyet
Yaraların geç iyileşmesi
Erkeklik gücünde zayıflama
Kadınlarda düşük riski
Artrit ve benzeri hastalıklar
Kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları
Yavaş büyüme
OMEGA 7 (Palmitoleik asit)
Yaşlandıkça vücudumuzda Omega 7 ‘nin üretimi azalır. Yenilenme sürecinde olan cildin
daha genç görünebilmesi için Omega 7’ye ihtiyacı vardır. Antioksidan, antimikrobiyal
ve cilt zarını koruyucu, besleyici etkisi vardır.
OMEGA-9
Omega-9 çoklu-doymamış yağ asitleri grubundan önemli bir yağ asitidir fakat temel
yağ asiti değildir.Çünkü vücudumuz temel yağ asitlerinden sınırlı miktarda da olsa
bu yağ asitini kendisi üretebilir. Oleik Asit (Oleic Acid) Omega-9 grubu yağ asitlerinin
öncüsüdür. Omega-9 (Oleik Asit); rafine edilmemiş ham zeytin yağında, zeytin, avokado,
badem, yer fıstğı, susam yağı, pecan fındığı, antep fıstığı, mahun cevizi, fındık,
kanola yağı, fındık yağı ve keten tohumu yağında bulunmaktadır. Oleik Asit (Omega-9);
kalp krizi ve damar sertiği riskini düşürmekte ve kanserden korunmaya yardımcı olmaktadır.
LİGNANLAR:
Yakın zamanda yapılan araştırmalarda keten tohumunun kabuklarında lignan isimli
çok önemli ve faydalı özellikleri olan bir madde bulunmuştur. Lignanlar bitkisel
kökenli bir kimyasal madde grubudur. Keten tohumunda SDG (Secoisolariciresinol glucoside)
isimli lignan bulunmaktadır. Bu madde bir çeşit karbonhidrat olup; fenolik bileşikler
veya polifenol olarak sınıflandırılır. Lignanlarla ilgili ilk rapor 1980’ lerde
araştırmacıların vejeteryan beslenen kişilerde, vejeteryan olmayanlara göre ve göğüs
kanseri olmayan hastalarda olanlara göre daha fazla lignan bulunmasıyla ilgilidir.
Lignanların genel olarak 2 tipi vardır: Bitkilerde bulunan ve memelilerde veya insanlarda
bulunan tipi. Bitkisel lignan (keten tohumundaki gibi) bir memeli veya insan tarafından
yendiğinde kalın bağırsaktaki (kolon) bir faydalı-iyi bakteri tarafından memelilerde
bulunan lignan tipine dönüştürülür. Bu yüzden keten tohumu lignanı; memelilerde
ED ve EL tipi lignanların prekursörüdür (İlk başlangıç şekli). Lignanların birçok
biyolojik özellikleri vardır. Bu özellikler onu çeşitli hastalıklarla savaşmada
ve sağlığın iyileştirilmesi hususunda eşsiz yapar. SDG lignan sadece anti-kanser
özelliğe sahip değil, aynı zamanda antiviral (virüs öldürücü), antibakteriyel (bakteri
öldürücü) ve antifungal (mantar-öldürücü) özelliklere de sahiptir. Ayrıca o çok
güçlü bir antioksidan ve farklı hastalıklara karşı bağışıklık sistemini güçlendirici
bir maddedir. Keten tohumu, lignan içeren en yakın rakibinden bile 100 kat daha
fazla lignan içermektedir.
ALOE VERA (Barbadensis Miller)
Dış görünüş olarak kaktüse benzeyen, sarımsak ve soğan bitkilerinin aralarında bulunduğu
zambakgiller familyasındandır. Anavatanı Kuzey Afrika olan bu bitki sıcak ve kuru
iklimlerde yetişir. Turuncu renginde çiçekleri vardır. Doğa Aloe Vera’ya aylarca
susuz olarak hayatta kalabilme özelliği vermiştir. Aloe Vera’nın yeşil kalın dış
kabuğu; su ve besin maddelerini içeren yaprak özünü yani jel’i içinde saklar. Bu
özün en önemli özelliği uzun süren kuraklık döneminde temel besin öğelerini saklaması
ve bitkinin zarar görmesi durumunda kendisini tedavi etmesidir. Aloe Vera (Barbadensis
Miller) içerisinde 200'den fazla bilimsel olarak kanıtlanmış besleyici madde bulunmaktadır.
Bu maddeler aminoasitler, enzimler, kalsiyum , potasyum , magnezyum, demir, çinko
, manganez, vitaminler (A, B1, B2, B5, B6, C, E, Betakaroten), tanin ve salisilik
asit’tir. Aloe Vera bu özelliklerinden dolayı 5000 yıldır pek çok medeniyetler ve
kültürler tarafından “şifalı bitkilerin kraliçesi” olarak adlandırılmaktadır. Kozmetik
alanında veya şifalı bitki olarak sadece Aloe Vera barbadensis türü kullanılabilinir.
Botanik dünyasında 'Gerçek Aloe' diye tanımlanır.
Tea Tree Yağı
Esansiyel bir yağ olan Tea Tree yağı Avustralya’da yetişen Melaleuca alternifolia’nın
yapraklarından elde edilir. Avustralya’daki Aborjinler derideki kesiklere, yanıklara
ve enfeksiyonlara Tea Tree yapraklarını uygulayarak uzun yıllardır geleneksel tedavilerinde
kullanmışlardır. Antimikrobiyal, antiviral bileşenler açısından zengin organik Tea
Tree yağı (çay ağacı yağı), sivilceye yatkın ciltleri arındırır ve sağlıklı bir
görünüm kazandırır. Bakteri, virüs ve mantar kaynaklı cilt problemlerine karşı etkinliği
bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Tea Tree yağında bulunan Terpenoid adlı aktif maddeler
antiseptik ve antifungal özelliklere sahiptir. Terpinen-4-ol bileşeni Tea Tree yağına
antimikrobiyal etkinlik kazandırır.
E Vitamini
E vitamini antioksidan özelliğe sahip yağda çözünen bir vitamindir. E vitamini dokulara
oksijen girişini kolaylaştırır, kan dolaşımını hızlandırır. Cildin erken yaşlanmasına
ve kırışmasına engel olur.
|
|