Dünya üzerinde 750.000 - 1.000.000 arasında bitki türünün bulunduğu tahmin edilmektedir.Bunlardan 500.000 kadarı tanımlanıp isimlendirilmiştir. Her yıl 2.000 kadar yeni tohumlu bitki türü tanımlanıp isimlendirilmektedir. Bitkilerin hastalıkların tedavisinde kullanılmasının ilk bilimsel izleri ve yazılı delilleri beş bin yıl öncesi erken dönem Çin , Hint, ve Yakındoğu medeniyetlerine kadar uzanmaktadır. Tedavi maksadıyla kullanılan bitkilerin miktarı antik çağdan beri , devamlı olarak artış göstermektedir. Mezopotamya uygarlığı döneminde kullanılan bitkisel drog miktarı 250 civarında idi.
Grekler döneminde 600 kadar tıbbi bitki tanınıyordu. Arap - Fars uygarlığı döneminde bu miktar 4.000 civarına kadar yükselmiştir. 19. asrın başlarında ise bilinen tıbbi bitki miktarı 13.000 sayısına erişmiştir. 1979 yılında Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) tarafından yapılan bir araştırma sonuçlarına göre , farmakopelerde kayıtlı olan , beş ülkeden fazla ülkede kullanılan ve ticarette bulunabilen bitkisel drogların miktarı 1.900 olarak saptanmıştır.
L.Lavoisler (1743 - 1794) ve C.W. Schede (1742 - 1786) gibi bilim adamları organik kimya alanındaki temel buluşlarından sonra, tıbbi bitkiler üzerinde yapılan deneysel araştırmalar, bitkisel droglarda bulunan bileşikler hakkındaki bilgileri sağlamlaştırmıştır. Son yıllarda tıbbi bitkiler ve bunlardan elde edilen aktif maddeler üzerindeki çalışmalar ve bunlara karşı olan ilgi çok artmıştır.
Bunun başlıca sebepleri şunlardır;
1. Bitkilerin daha kolay ve ucuz tedavi olanağı sağlaması
2. Tedavi alanına sokulan yeni sentetik bileşiklerin bazılarında görülen yan etkilerin bitkisel droglarda daha az görülmesi
3. Bazı ilaç etken maddelerinin bitkisel droglardan ,sentetik olanlardan daha ucuza ve daha kolaylıkla elde edilebilme imkanı
4. Sentetik bileşikler genellikle tek bir etkiye sahipken , bitkisel drogların birkaç etkiye birden sahip olması
FİTOTERAPİ
Kısaca "tıbbi bitkilerle tedavi" anlamına gelmekte olan "FİTOTERAPİ" terim olarak ilk kez Fransız hekim Henri Lecrec tarafından kullanılmıştır. Hastalıkların, tedavi edici değere sahip taze veya kurutulmuş bitki kısımları (DROG) yada bunlardan elde edilen ekstraksiyon ürünleri kullanarak üretilen çay, damla, draje, kapsül, şurup, tablet ile tedavi edilmesi fitoterapi olarak değerlendirilmektedir. Bitkilerde selüloz, nişasta, pektin, protein, şeker gibi tedavi yönünden etkisiz maddeler yanında, çok az miktarda bile farmakolojik etkilere sahip bileşikler de bulunmaktadır. Bu bileşiklere etkili madde ismi verilmektedir.Kimyasal yapılarına göre bu maddeler aşağıdaki şekilde gruplandırılır.
Glikozitler
Enzim veya seyreltik asitler etkisiyle şeker olmayan bir kısım ile bir veya daha fazla şeker molekülüne ayrılan bileşiklerdir. Şeker olmayan kısım tedavi edici özelliğe sahiptir. İlk glikozit 1830 yılında Fransız eczacı Leroux tarafından söğüt kabuğunda keşfedilmiş ve " salicine " adı verilmiştir.( asetil salisilik asit - aspirin - salisilik asitin sentetik bir türevidir.)
Tanenler
Fenol yapısındaki katı bileşiklerdir.Protein ve polisakkaritlerle kompleks oluşturarak bu bileşiklerin çökmesini sağlarlar. Suda çözünürler. Bitkiler aleminde çok yaygındırlar.
Organik Asitler
Bitkilerde karbonhidratların oksidasyonu ile meydana gelen asit yapılı bileşiklerdir. Bitkilerde serbest veya tuz halinde bulunurlar.
Alkaloitler
Yapılarında azot bulunan bazik karakterli bileşiklerdir.Katı ve genellikle renksiz bileşiklerdir. Asitler ile reaksiyona girerek tuz meydana getirirler. İlk alkaloit Fransız eczacı Derosne tarafından 1803 yılında elde edilmiş "morfin" dir.Halen tedavi alanında birçok alkaloit kullanılmaktadır. (morfin, kodein, kafein, atropin, kokain vs.)
Sabit Yağlar
Gliserin ile yağ asitlerinin esterleşmesi sonucu meydana gelmiş bileşiklerdir.Bilhassa meyve ve tohumlarda bulunurlar.
Uçucu Yağlar
Esas itibariyle terpenlerden oluşmuş karışımlardır. Genellikle sıvı olup, kuvveti kokulu ve uçucu maddelerdir.
Reçineli Bileşikler
Karmaşık kimyasal yapılı katı veya sıvı maddelerdir. Balsamlar grubuna dahildirler.
Vitaminler
Genellikle insanın vücudunda yapılmayan ve nsanın sağlıklı yaşaması için lüzumlu bileşiklerdir. Suda çözünenler (B grubu , C, P vitaminleri) ve yağda çözünenler (A grubu , D grubu, E, F, K) vitaminleri olarak 2 büyük gruba ayrılırlar.
Antibiyotikler
Canlılar tarafından meydana getirilen ve çok seyreltik çözeltilerde bile bazı mikroorganizmaların üremelerini durduran veya onları öldüren bileşiklerdir. İlk antibiyotik 1940 yılında İngiliz hekim A. Fleming tarafından keşfedilmiş ve " penisilin" ismi verilmiştir.
Flavonoidler
Flavonoidler suda çözünen polifenolik bileşiklerdir.Bitkinin tüm kısımlarında bulunabilirler. En çok bilineni soğanda bulunan quercetindir. Antioksidan , antihistaminik, antienflamatuar özellikler gibi çok çeşitli faydaları vardır. Örneğin bazı hayvan çalışmalarında üzüm meyvesinde bulunan bir flavonoid çeşidi olan naringen 'in antikanser özelliği mevcut olduğu belirlenmiştir.